13 Haziran 2011 Pazartesi

DİN VE EKONOMİ

Kenya Kurucu Devlet Başkanı şunları demiş;
’’Batılılar geldiklerinde onların ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler. Gözlerimizi kapatıp, çok dualar ettik. Gözümüzü açtığımızda ise, bizim elimizde İncil, onların elinde önceden sahibi olduğumuz topraklarımız vardı.’’
Müslüman toplumlarda dini duygular kullanılarak yapılan sömürü, en kolay sömürü yöntemidir. Bunu için biraz dini bilgi, biraz da hitabet yeteneği varsa başka bir sermayeye gerek yoktur. Yapılan bir eylem yolsuzluk da olsa, hırsızlık da olsa, cinayette olsa bunun din adına yapıldığını ileri sürerek, din duyguları kuvvetli kesimden herhangi bir tepki almaz ve hatta destek toplar, sempati kazanırsınız. Bu inanmışlık (aslında kandırılmışlık) öyle boyutlara varır ki, hayatlarını kaybederler ama bundan şikayetçi olmazlar. Çünkü; din uğruna öldüklerine ve cennete gideceklerine inandırılmışlardır. Canlı bomba gerçeğini altında bu düşünce yatar. Bundan dolayı tepki vermezler. Konya’da yaşanan kuran kursu faciası da işte böyle bir olaydır. 18 masum genç kızın hayatına mal olan olayda, ölen genç kızların ailelerinin şikayetçi olmamaları, şikayetçi olmaları bir yana sorumluları koruma çabası içinde olmaları kandırılmışlığın boyutunun ne düzeyde olduğuna çarpıcı bir örnektir. Onlar için çocukları bir ihmalin kurbanı değil din şehitleri olmuşlardır.

Bir kısım art niyetli insanlar için bu kitleyi amaçları doğrultusunda harekete geçirmek çok kolaydır. Bunun için küçük bir kıvılcım yeterde artar bile. Geçmişte bunun örnekleri çok görülmüştür. 2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta yapılan katliam için, bundan önceki olaylarda olduğu gibi “din elden gidiyor” sloganı yetmiştir. Bunu mantık süzgecinden geçiremeyenler kısa sürede bir araya gelip 37 kişiyi diri diri yakmışlardır. O olayda göstermektedir ki bunu yapanlar bundan pişmanlık duymamışlar, 37 kişiyi diri diri yakanları seyreden halk da tepki vermedikleri gibi onlara destek sloganları atmıştır. Cinayetin adı birden din savaşı şekline dönüşmüştür. Bunu yapanlar cihat nidalarıyla olayı dini şenlik haline getirmişlerdir. Bu cinayetleri işleyen ve onların destekçileri yeri geldiğinde “Allah’ın verdiği canı ancak Allah alır” diye de bilgiçlik taslarlar. Bu tezat dini motifler ile süslenerek mantıklı gösterilebilen dini gereklilik olarak karşımıza çıkarılmaya çalışılmıştır.

Dikkat edilecek olursa Deniz Feneri vurgununda da benzer bir yaklaşım vardır. Dinci basın, bu olayı görmezlikten gelmiş ve hatta onları savunma pozisyonuna geçmişlerdir. İnsanların dini duyguları ile oynanarak kandırılmış olmaları onlar için önemli değildir. Neredeyse din için insan dolandırılabilir, insanların gelecek hayalleriyle oynanabilir bir düşünce ile hareket etmişlerdir. Fakat dolandırılan insanların da müslüman olmaları ve kul hakkı gerçeğinin doğmuş olmasını gözardı etmişlerdir. Açıkca para için Allahın adı ve İslam dini kullanılarak insanlar dolandırılmış ve birileri zengin edilmiştir. Ergenekon soruşturmasını her gün sekiz sütuna manşet yapan dinci basın bunu gazetelerinin iç sayfalarında ve televizyon kanallarında önemsiz bir haber gibi vermişlerdir. Bu olayın Almanya’daki faillerini cezalandıran Alman Mahkemesi’nin yargıcı, asıl suçluların Türkiye’de olduğunu isimlerini vererek açıklamış olmasına rağmen, iktidar partisi, onları soruşturmak yerine koruma telaşına düşmüştür. Bunun sebebi de zanlılardan birisinin AKP’nin üst düzey bürokratı ve ötekilerinde AKP ve başbakanla organik bağları olan kişiler olması. Dinci basın dışındaki medyanın bu olayı manşetten okuyucularına duyurması ve sık sık manşetlerine taşıması başbakanı çileden çıkarmış ve bu medya kuruluşlarına resmen savaş ilan etmiştir. 

İşte bu yüzden yapılan ahlaksızlıkların, işlenen cinayetlerin din uğruna yapıldığı konusunda kandırılmış bir toplumda din adına yapılan katliamlar, Yimpaş gibi, Kombassan gibi din duygularını sömürerek kendi ceplerini dolduran ticari holdingler ile Süleyman Mercümek, Deniz Feneri gibi insanın acıma, yardımlaşma, din-iman duygularını sömüren oluşumların varlığı hiç eksik olmaz. Amaç sadece ve sadece Allahın adını ve İslam dinini kullanarak insanları dolandırmaktır. Fakat bu insanlar toplumun içinde dini bütün ve hatta dini yönden üstün insan muamelesi görmektedirler. İşte dini duyguların kullanılması ve Allahın adı ile kandırma olayına birkaç örnek vermek istedim.
Anlayana sivri sinek olmaya çalıştım.........
Uzm İşl Ozan CAMCI.

TEHLİKE SİNYALİ; CARİ AÇIK

Türkiye'nin cari işlemler açığı, 2011 yılı Ocak – Nisan döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre % 113,82 artarak, 29 milyar 642 milyon dolar oldu. 

Merkez Bankası tarafından açıklanan 2011 yılı Nisan ayına ilişkin ödemeler dengesi verilerine göre, cari açık 2011 yılı Ocak-Nisan döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 15 milyar 779 milyon dolar artış gösterdi. Geçen yılın 4 ayında,cari açık 13 milyar 863 milyon dolar düzeyindeydi. 

Geçen yılın Nisan ayında 4 milyar 339 milyon dolar açık veren cari işlemler hesabında, bu yılın aynı ayında % 76,99 artışla 7 milyar 680 milyon dolar açık meydana geldi. Beklenti 7.5 milyar dolar seviyelerindeydi. 
Cari açıkta, bu yıl Mart ayında 9 milyar 745 milyon dolar olan tutara göre, nisanda yüzde 21,19 azalma kaydedildi.

Nisan'da cari işlemler açığı, Mart'taki 9 milyar 745 milyon dolarlık açığa göre % 21.19 geriledi. Cari işlemler açığının artmasında dış ticaret açığındaki artış etkili oldu.

Yıllık cari açık ise nisan sonu itibariyle 63.4 milyar dolar oldu.
Cari açığın artmasında, dış ticaret açığındaki büyüme etkili olurken, geçen yılın Ocak - Nisan döneminde 12 milyar 926 milyon dolar olan mal dengesi açığı, bu yılın Ocak – Nisan döneminde, % 119,03 artışla 28 milyar 313 milyon dolara ulaştı.

Verilere göre, Hizmetler Dengesi kalemi altındaki turizm gelirleri, bir önceki yılın aynı dönemine göre % 26 artarak 4 milyar 357 milyon dolara ulaşırken, turizm giderleri % 20 artışla 1 milyar 609 milyon dolara çıktı. Bu dönemdeki net turizm geliri, 2 milyar 116 milyon dolardan, 2 milyar 748 milyon dolara yükseldi.

Net turizm gelirinde, geçen yılın Nisan ayına göre yüzde 21,78 artış kaydedilirken, 693 milyon dolardan 844 milyon dolara çıktı.

Ocak-Nisan döneminde, inşaat hizmetleri geliri 268 milyon dolardan 159 milyon dolara geriledi. Bu azalmada, özellikle Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan sosyal olayların etkili olduğu düşünülmekte.

Bu dönemde net sermaye çıkışı, 3 milyar 401 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Bu dönemde yatırım geliri dengesinin altında yer alan doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları ve faizlerden oluşan diğer yatırımlarda, geçen yıl ilk 4 ayda 2 milyar 366 milyon dolar olan net çıkış, bu yıl aynı döneminde 3 milyar 401 milyon dolara yükseldi.

Sermaye ve Finans Kalemleri;
Yurt dışında yerleşik kişilerin yurt içinde yaptıkları net yatırımlar, yılın ilk 4 aylık döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre 2 milyar 612 milyon dolar yani % 126 artarak 4 milyar 677 milyon dolara çıktı.

Bu dönemde yurt dışı yerleşiklerin yurt içinde gerçekleştirdiği net gayrimenkul yatırımları, nisanda 300 milyon dolara yükselmesine karşın, ocak-nisan dönemi itibariyle 770 milyon dolardan 761 milyon dolara geriledi.

Yurt içinde yerleşik kişilerin yurt dışında yaptıkları net yatırımlar, ilk 4 ayda % 98,68 artarak, 1 milyar 61 milyon dolara yükseldi.

Bankaların yabancı para ve Türk Lirası cinsinden efektif ve mevduat varlıkları, bu yılın ilk dört ayında 1 milyar 205 milyon dolar tutarında azaldı. Bu azalışta Türk Lirası'nda 861 milyon dolarlık artışa rağmen, yabancı paradaki 2 milyar 66 milyon dolar tutarındaki düşüş etkili oldu.

Diğer sektörlerin yurt dışındaki mevduat varlıkları hesaplanırken, bankaların yurt dışı şubelerinin mizan verilerindeki ilgili hesapların gösterge niteliğinde kullanıldığı belirtilirken, söz konusu verinin, bu yılın ilk 4 ayında 10 milyar 736 milyon dolar azaldığı kaydedildi.

Yurt dışında yerleşik kişiler hisse senedi piyasasında nisanda 825 milyon dolar tutarında alım gerçekleştirirken, ilk 4 ayda 456 milyon dolar net satış yaptı.

Yurt dışında gerçekleştirilen tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak bankacılık sektörü, nisan ayında yapılan 800 milyon dolar tutarındaki menkul kıymet ihracıyla birlikte, bu yılın ilk 4 ayında toplam 1,8 milyar dolar tutarında yurt dışında tahvil ihracı gerçekleştirildi.

Yurt dışında yerleşikler, yaklaşık 3.8 milyar dolarlık DİBS (Devlet İç Borçlanma Senedi) aldı. Yurt içinde gerçekleştirilen menkul kıymet ihraçlarıyla ilgili olarak yurt dışı yerleşikler, nisan ayında yaptıkları 3 milyar 883 milyon dolar tutarındaki devlet iç borçlanma senetleri (DİBS) alım işlemi ile tüm zamanların en yüksek DİBS alımını gerçekleştirdi. Böylece yılın ilk 4 ayında yurt dışı yerleşiklerce gerçekleştirilen DİBS alımı toplam 10 milyar 531 milyar dolar oldu.

Öte yandan, bankacılık sektörünün yurtiçi menkul kıymet ihraçlarıyla ilgili olarak, yurt dışı yerleşikler ilk dört ayda 60 milyon dolar tutarında net alım yaptı.

Bankacılık sektörünün net kredi kullanımı, geçen yıl Ocak-Nisan döneminde 1 milyar 264 milyon dolar iken, bu yılın aynı döneminde  % 208 artarak, 3 milyar 898 milyon dolara yükseldi. Diğer sektörler, geçen yılın aynı döneminde 3 milyar 283 milyon dolar net kredi ödeyicisi konumunda iken, bu yılın aynı döneminde 2 milyar 756 milyon dolar net kredi kullanıcısı oldu.

Yurt dışı bankaların yurt içi bankalar nezdinde tuttukları yabancı para mevduatları söz konusu dönemde 1 milyar 74 milyon dolar artarken, Türk Lirası mevduatları ise 5 milyar 344 milyon dolar azaldı.
Uzm İşl Ozan CAMCI.